
Sanat, hobi sadece bir boş zaman uğraşı değildir. Sanatın her biri özellikle de müzik sağlığın başka bir dalıdır. Beden kayıt tutar. Yaşanan travmalardan oluşan kayıtlar ve nefesimize ve sesimize yansır. Konuşurken geçmiş zaman anılarından yerleşen duygular adeta sesimizde kendini gösterir ve “ben hala buradayım, iyileşmedim,” der. Fakat alışıp kendi sesiniz sandığınız ses aslında zamanla sönümlenen ve içerden bir acının sesi ya da sessizliği olabilir. Ağız kenarları, boğaz, sustuklarımızı ve yuttuklarımızı depolar. İçinize attığınız bir çok duygu öylece orada görünmez bir titreşim olarak durur. Fakat şarkılar söylemek, içimizde biriken duyguları sanatsal bir yolla ifadeyi sağladıkça beden hafızası yeni ve olumlu deneyimlerle yenilenir ve yenilenirken arınır, bu sayede ifademizi özgürleştirir ve dengeler. En uzun sinir sistemi olan Vagus sinir sistemini aktif ederek bütün bedenin sinir sisteminin birbiriyle bağlantı kurmasını sağlar. Vagus sistemini, su yolları gibi düşünün. Su yollarını bağlayan geçişlerde bariyer varsa su akmaz ve akmayan su donuklaşır, ağırlaşır ve pislenir. Sinir sistemi de böyledir. Vagus sinir sistemi şarkı söylediğimizde aktif olur ve sinir sistemi kan hafızası, lenf sistemi de çalışmaya başlar… Ve doğru dengeli nefesler ve kendi ahenkli sesinizi duydukça canlanan beden, ifadeye alan tutup devam ettikçe yani şarkılar söyledikçe tüm biriken duyguları, kas hafızasını, bedende öylece duran anıları, bedenin ahenkli titreşimiyle değiştirir, dönüştürür ve özgürleştirir.
Uzunca bir dönem nefes terapistliği ardından köklerinin engin bilgeliğinin tarihini seyrana çıkmış ve günümüzde de hâlâ zarafetle yaşatılan bu mekânları da görmüş biri olarak söyleyebilirim ki, bizim atalarımız çok zarif bir yolla bu şifayı bize sanatla birleştirip sunmuştur.
Bu yüzden belki sizin de şifanız sıradan gibi görünen ama bize hiçbir şeyin o an için onun kadar iyi gelmeyecek olan küçük bir samimi tebessümde, özlem dolu bir bakışta, latif bir sarılışta veyahut yürekten gelen kendi sesinizle şarkılar söyleyişinizde gizli olabilir.
Bu gizi bilen ve daima gereken özeni gösteren ilksel rehberlerimiz; Şamanlar huzurunu kaybetmiş biri yanlarına gittiğinde ona;
“En son zaman dans ettin?
En son ne zaman şarkı söyledin?
En son ne zaman masal dinledin?
En son ne zaman sessizliğin sesini dinledin?”diye sorar…
Bu soruların cevapları, bize yeni sorular ve beraberinde gelen cevaplarla şifanın nerede olduğuna dair birçok ipucunu da beraberinde getirir.
En son ne zaman iyi ve hafif hissettin?
En son ne zaman güzel sözler işittin ve sen kendi sesinle sözünle söyledin?
En son ne zaman birine içtenlikle gülümsedin?
En son ne zaman koşulsuz sevgini ifade edip sarıldın?
En son ne zaman sadece anda olup bunun zevkini yaşadın?
En son ne zaman ruhunla bir’leşip, buluşup birleştiğini hissedip içsel dışsal ahengine eriştin?İşte atalarımız hangi çağın libasını giyinse de bize başından bu yolu açmış ve tutmuş…
(Elbette biz de bu bunun gibi soruları çoğaltmaya devam edebiliriz.)
Kadim rehberlerimiz bize bu sorularla ruhun ahengini ortaya çıkaran ve ruhu besleyen sanatlarla arayı açmamamız gerektiğini ve hatta düzenli zaman ayırmamızı telkin etmiş. Her biri, bize özümüze eriştiren sanatları icra ettiğimizde kendiliğinden gerçekleşen şifayı hatırlatmış. Kadim bilgiyle yaşayan atalarımız bize bütün bu güzel insanî duyguları daima hatırlatırken, günümüz şamanları; Dünya’nın bir ucundaki şifacıları, yazarlar, önderler ve düşünürlerden Herbert Reat “Sanat insanın kendi insanlığını tanımasıdır”, derken, “Müzik; büyük bir birliktir. İnanılmaz bir güçtür. Her şeyde ve diğer her şeyde farklı olan insanların ortak olabileceği tek şeydir,” olarak ifade eden Sarah Dessen, “Mûsikînin ritminde bir sır saklıdır. Eğer onu ifşa etseydim dünya alt üst olurdu,” diyen Şems-î Tebrizi ve “Müzik Allah’ın lisânıdır” diyen Hz. Mevlâna Cellaledin-î Rûmi ve “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur,” diyen Ulu Önderimiz Mustafa Kemâl Atatürk, müziğin, sanatın her coğrafyada olağanüstü önem ve gücüne dikkat çekerek bizlerin dikkat etmemiz hususunda işaret vermişlerdir.
“En son ne zaman şarkı söyledin?”
Bilhassa Klâsik Türk Mûsıkîsi eserleri?..
Musıkî eserlerinde kişiye başka bir latiflik nüfuz eder. Söyleyenin, bestekârın yüksek duyguları ifade edişindeki hassaslık kudreti bundan ileri gelen yüksek tesiri, dinleyenin ve söyleyenin belki de daha önce duymadığı ya da hiç söylemediği, ifade edemediği şekilde aşk, sevgi vb. duyguları keşfetmesine vesile olur. Bu duyguların zarafetine erişip benzer duyuşla ifade etmesini vesile olur. Bu belki de daha önce hiç yaşanmamış duyguların ifadesi yeniden doğmuş gibi bir tazelik verir ruha, bu tanış olunan hislerle başlayan yeni hayat ve ifade, daha hiç yaşanmamış hissedilmemiş duyguları temize çeker ve ruhun mutmain ifadesine bırakır kendini. Kelimelerin, duyguların, latifliğin ve aşkın her hâli eserler aracılığıyla ifade buldukça en yüce ve yüksek duygularla bağ kurmaya devam eden ruh bir tekâmül sahasında gibidir adeta. Bu sahada kimimizde güzel latif duygular uyanırken kimimizde de mevcut duyguların yoğunluğu (var ise) sağaltılır ve her iki durumda da şifa kendini gerçekleştirir.
İlksel atalardan bu yana gelen özün arınmasına yönelik kadim pek çok ritüel en gelişmiş hassas halinde sanatla yaşanır ve yaşatılır. Diğer yandan belki daha önce hissedilmeyen bir başka duygu gelişir ve algı; milli benlik algısı ve saygısı. Bu sayede doğrudan birey, aile, toplum ve kültürel kolektif değerlerde ortak hafıza oluşunda bir aidiyet duygusuna erişim olur. Bizler bir biçimde şarkılarımızla hemhâl oldukça kültürümüzün temellerine ve köklerimize dair öz saygı, bilinç ve hassasiyet açığa çıkar. Yine dolaylı görünür fakat doğallıkla sanatla hemhâl olmanın getirdiği yaratıcı ruhumuza alan açılır ve ruhumuz da bu sayede canlılığına kavuşur. Duygularımız ve düşüncelerin ifadesinde zenginlik, kolaylık ve canlılık açığa çıkar.
İç ve dış alemimiz dengelenir, bütünlenir tamamlanmışlık hissiyle mutmain olur.
Bedendeki en uzun ve tüm sinirler arası iletişimi sağlayan tüm sinir ağı ve özellikle vagus sinir sistemini oldukça kuvvetli desteklenir ve iç batın alemini çalıştırıp letaifler dengelenir.
Sosyal alandaki birlik beraberlikte hareket ve iletişim kabiliyetimizi hatırlatıp sosyal zekâmızı geliştirir. İfade zenginliğini, çeşitliliğini ve güzelliğini besler. Kültürel alanda köklerimizi ve bireysel alanda kök enerjimizle olan bağımızı sağlamlaştırır. Kolektif kültürel hafızamızı geçmişten bugüne hem inşa eder, hem yeniler. Ortak değerlerimize ait kültürel mirasımızın hazinelerini paylaşarak çoğalmasını sağlar yanı sıra sosyalleşme kültürünü canlı tutarak sonraki kuşaklara yaşamın içinden capcanlı bir dirimle bu güzel, sosyal ve kültürel iletişim ve saygı ağının aktarılmasına olanak sağlar.
Gülçin Sarı
“Tıpkı protonların ve nötronların atomun merkezinde, elektronların ise sadece çevresinde olması gibi, hayatlarımız da böyledir. Varoluşumuzun merkezinde mutluluk, pozitiflik ve neşe vardır. Ancak bu, negatif iyon bulutuyla çevrilidir. Mantralar (Sanskritçe ilahiler) bu negatiflik bulutunu ortadan kaldırır. İlahiler, atmosferi pozitif titreşimlerle doldurur ve böyle bir ortamda meditasyon doğal ve zahmetsiz hale gelir.”
Gurudev Sri Sri Ravi Shankar

